23 Ocak 2013 Çarşamba

Deniz’in merceği ve sonuç: “Yiyiciyiz bir abi!”


Yerinde durmayan Nezih Hoca :)
İkinci derste nelerden bahsetmiştik, neleri işlemiştik ve ben bunları nasıl içselleştirmişim diye düşünürsek kısaca konuşulanları ve fikirlerimi şu başlıklarda toplayabilirim:

— Kültürlerarası İletişim Kuralları – 7 adet sadece kültürlerarası değil hem günlük hayatımızda hem de gazetecilik hayatımızda kullanabileceğimiz altın kural.

— Bu kurallara uysak da sorun yaşayabilmemizin muhtemel olması münasebetiyle etkin olmayan iletişimin sebeplerinin sıralanması – 11 adet faktör verildi; ama sanki daha da fazla olabilirmiş gibi geldi bana. 12. madde için katkı yapmam gerekirse, maddeyi ‘kişisel duygular’ diye adlandırır ve şöyle tanımlardım: iletişim içinde bulunduğunuz kişiyle önceden var olan yaşanmışlık sebebiyle duygusal olarak etkilenme. Bunu Halo Effect veya Devil’s Horn’un içerisine yerleştirmedim; çünkü önceden çok tanımasanız da bir veya birkaç olayda olumlu/olumsuz bir yaşanmışlık varsa bundan ne başınızı döndürecek kadar çok etkilenirsiniz (Halo Effect) ne de belirli bir konuya takılıp oradan çıkamayacak konumda olursunuz. Bu kişi için arada derede, bir gidip bir gelen bir ruh hali içerisinde olacağınız için davranışlarınızın ve dahi iletişiminizin de bu yönde olacağını tahmin ediyorum.

—Ekran Kuşağı” nesline uygun ekran kullanım formülleri

— Bireysel Kültür – örnek olarak “Nezih’in Merceği” tabirinin kullanımı ve aynı olgularla oluşmuş ve aynı yerde duran birçok insanın aslında ne kadar farklı bakış açılarından bakabileceğinin anlatılması.


Yeni Medya diye adlandırdığımız, hatta bu isimde Akademi’de ders aldığımız konuda genel, kısa ve bilgilendirici bir toparlama isterseniz, size linkteki sunumu tavsiye ederim: http://prezi.com/0-b3h8g-jnz8/yeni-medya/ Kapsayıcı, to-the-point ve sıkıcılıktan uzak bir anlatım buldum bu sunumda ve bundan çok memnun kaldım. Zira yeni medya denilen şey benim için hala (maalesef ki) Cem Yılmaz esprisi boyutunda: “Yiyiciyiz biz abi!” (http://youtu.be/LuaqcQ9jc7g

Bu sunumda en sevdiğim kısımlardan biri de George Orwell – 1984 ile Aldous Huxley – Cesur Yeni Dünya kitaplarının karikatürler eşliğinde karşılaştırılmasının verilmesi ve bunun yeni medya ve günümüz teknolojik gelişmeler üzerinden değerlendirilerek verilmesi oldu. Her iki kitabı da büyük bir merak ve zevkle okumuş birisiyim. 1984’ü üniversitedeki amatör tiyatro grubumuz ile oyun olarak oynamış, bunu kendi reji çalışmalarımız ile alışagelmişin dışında sahneye koymuş, Ankara Sanat Tiyatrosu’nda 3 kez oynamış ve izleyenler tarafından olumlu eleştiriler almış bir topluluğa mensup olduğum için kendimi her zaman çok şanslı addederim. O sebepten 1984’ün bendeki yeri ayrıdır. Cesur Yeni Dünya’yı bitirdiğimde ilk yaptığım şey kitabın genel bir analizini yapıp 1984 ile kıyaslamaktı. Benim o zamanki bulgularım bu karikatür dizisindekilerle birebir örtüşmemekle birlikte çakıştığı yerler de var; ama benim en büyük itirazım karikatürlerin en sonunda kitabın da yazılış amacını içeren fikrine. Bence durum sadece Huxley’in tasvir ettiği dünyanın değil Orwell’in de anlattığı dünyanın şu anda var olması. Kısacası birini diğerine tercih etmek değil, her ikisinin de gerçekleştiğini kabul etmek.

Şu anda evimdeki kitaplığımı nasıl da özledim! Orwell ile Huxley’i elime alıp tekrar irdeleyesim geldi! 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder